euro 2020

İSVİÇRE 3 – 1 TÜRKİYE ⚽

İsviçre maçı çok büyük bir ihtimalle 2020 Avrupa Şampiyonası’ndaki son maçımız olacak. Ülkenin bütün takımlarında oynayan ve güya performansı en iyi oyuncular arasından özenle seçilen oyuncular grubunun kendilerini seçen teknik direktörün belirlediği oyun planına göre çıkıp oynayacaklar. Futbol izleyicisi kime sorarsanız sorun milli takım felsefesi budur. Futbolun takım oyunu olması ve sürekli birlikte oynamanın gerekliliği açısından bazı fikir sahipleri milli takımın sürekli aynı oyunculardan olması gerektiğini de savunurlar. Ama Türkiye’nin gerçeği İstanbul kulüplerinin varlığında yatar.
Herhangi bir Anadolu takımında ister altyapısından isterse diğer liglerden bulmuş olsun bir oyuncu iyi oynayıp takımda farklılık yaratıyorsa bilin ki sezon sonunda İstanbul kulüpleri transfer için kapıyı çalar. Büyük kulüplerdeki maaşlar, bonuslar, reklam gelirleri ve popülarite o kadar yüksektir ki kendisini düşünen hiç bir oyuncu bu teklife dayanamaz. Üstelik Anadolu kulüplerinin en büyük kazanç kapısı da budur. En iyi oyuncusunu büyük kulüpler arasında açık artırmaya çıkarmak ve malını en yüksek değeri verene satmaktır. Milli takım işte bu yüzden genellikle büyük kulüplerden seçilmiş gibi görünür. İşin bir diğer tarafı ulusal spor medyası ne yaparsa yapsın dönüp dolaşıp büyük takımları yazarlar, konuşurlar, tartışırlar. Çünkü kendilerini izleyiciye göre şekillendirir, rayting sistemine boyun eğer ve diğer takımları neredeyse ağızlarına bile almazlar. Hatta büyük takımların o hafta yapmış oldukları maçlarda bile rakip takımın taktiği tekniği değil büyük takımın ne yapıp yapmadığı konuşacak kadar at gözlüğü kullanırlar. Üstelik bu eleştiriyi yaptığınızda da kendilerinin öyle olmadığını iddia ederler. Sonuçta sistem bu şekilde kurulmuş ve kendini koruma mekanizmaları da olduğundan bu şekilde devam eder durur.

bayrak

İlginizi çekebilir; EURO 2020
İsviçre ile oynanacak milli maçın skoru belli olduğunda yukarıya ekleyeceğim ama her ne olursa olsun ülkedeki futbolu yöneten eğer federasyon ve kulüpler birliği ise, Avrupa ve Dünya ile rekabet edebilecek hem kulüp hem de milli takım düzeyinde ortamı bir an evvel oluşturmaları gerekiyor. Bunu yapabilmek için kişi, kulüp ve taraftar ayrımı yapmadan, onun bunun adamı olmadan, sürekli kuralları değiştirmeden, oyuncu yetiştirme ve ihraç etme sistemine geçmek, para kazanmanın sadece şampiyonluklara ve puan durumuna endekslemekten vazgeçilmesi gerekiyor.
Futbol izleyicisi sadece sevdiği için denk gelirse halı saha maçını bile izler. Futbolun tutkusu o kadar büyüktür ama bizim ülkemizde bunu sadece kendi takımına aidiyet olarak şırınga ettiler. Haklı ya da haksız, iyi ya da kötü oyunla, rakibe saygı duymadan kazanılan her maçı zafer telakki etmek ve bununla sevinmek normalleşti. Olması gereken adil oyunu unuttuk, zevk almayı, alkışlamayı unuttuk, vur kır parçala bu maçı kazan dedik oyunculara, fanatizmin kaynağı olan taraftar gurupları kuruldu, yaz kış yağmur çamur demeden bu insanları cepheye sürer gibi maça gönderdiler sonra da biz bu hale nasıl geldik diye sordular.
Artık kulüp yönetmek basit bir dernek yönetmenin çok ötesinde, şirketleşme mi dersiniz futbol yasası mı dersiniz bilemem ama bir yerden başlamak ve rekabeti paradan alıp futbol oyunununa vermek şart. İşte o zaman ben bu İsviçre Türkiye maçını oynanacak futbol yüzünden iple çekerdim, klas goller, akıllı paslaşmalar ve oyuncuların yetenekleri tek derdim olurdu. Bütün bunları yazıp her şeyi değiştirelim demek zorunda kalmazdım. Sadece yaşasın futbol demek isterdim.

euro 2020 page

isviçre

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir