PASAPORT
Pasaport denince yurt dışı seyahatler ve ülke dışına çıkmak akla gelir. Yurt dışına çıkma deyince de ülkeler arası anlaşmalar, izinler, vizeler gibi prosedürler akla geliyor. Yani isteseniz de miyonlarınız olsa da gideceğiniz ülke size onay vermeden adımınızı bile atamazsınız. Kimi ülkelerinki her yerde vizesiz geçişe sahipken kimilerinin önüne türlü türlü engeller çıkarılır. Bu yüzden bunların da bir değeri vardır. Ne kadar büyük devlet isen pasaportun da o kadar değerli oluyor kısaca.

Ülkemizde 4 pasaport türü bulunmaktadır:
*Umuma Mahsus Pasaport (Bordo): En yaygın pasaport türüdür. Her Türk vatandaşı bu pasaportu alabilir. Seyahat sınırlaması en çok olan pasaporttur.
*Hususi Pasaport (Yeşil): Devlet memurlarına, eski milletvekillerine, belediye başkanlarına ve belirli kamu görevlilerine verilen bir pasaport türüdür. Ayrıcalıklı olarak belirli bir süre dahilinde pek çok ülkeye vizesiz olarak giriş yapabilirler.
*Hizmet Pasaportu (Gri): Devlet adına görev seyahatine giden kişilere verilen pasaporttur.
*Diplomatik Pasaport (Siyah): TBMM üyeleri, bakanlar, cumhurbaşkanı yardımcıları, yüksek yargı organları başkanları, büyükelçiler ve bazı üst düzey devlet görevlilerine verilen pasaporttur. En ayrıcalıklı pasaport türüdür.
Bu pasaportların her birinin farklı özellikleri, kullanım amaçları ve hakları bulunmaktadır. Hangi pasaport türüne uygun olduğunuzu öğrenmek için Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nün web sitesine bakabilirsiniz.

Geçenlerde bir kısa videoda görmüştüm, Zülfü Livaneli anlatıyordu; Ailesinin ve kendisinin bir zamanlar pasaportu dahi olmadığını, sonra bir gün en alt tabakaya it bir pasaporta sahip olduğunu ve türlü türlü zorluklarla karşılaştığını, bir süre sonra da siyah pasaportunun olduğunu söyleyip bütün bu süreçlerdeki kişinin aslında aynı kişi olduğunu ama pasaporta göre değerinin ve önündeki engellerin değişkenlik gösterdiğini söylemişti. Tıpkı Nasreddin Hocanın “ye kürküm ye” kıssasına benzemiyor mu? Sen aynı sen olmana rağmen makama ve işine göre sana yapılan muamele anında değişiyor. Pasaportuna göre muamele.

Kimine göre cennet cehennem ile öldükten sonra karşılaşacağız ama bu Dünyadaki yaşam şartları ve insan davranışları da kendi cenneti ve cehennemini yaratmıyor mu? Biz etten kemikten ve bir süreliğine Dünya’da olduğumuza göre burada yaptığımız, yaşadığımız, hissettiğimiz, aldığımız, sattığımız, gördüğümüz ve görmediğimiz bir çok subjektif. Her insan aynı şeyi yaşamıyor, herkesin algısı da parası da yargısı da farklı ise biz insanların Dünya tarihi boyunca oraya buraya savrulmamızın sebebi ne olabilir ki?














