DOĞURGANLIK

Doğurganlık hem bireysel hem de toplumsal açıdan büyük öneme sahiptir. Bunun bir hesabı bir de hızı var. Bir yılda doğan çocukların sayısının doğum yapabilecek yaş aralığındaki toplam kadın sayısına bölünmesi ile elde edilen ortalama bir sayıdır aslında. Bu sayı her bir kadının ortalama o sayı kadar çocuk doğurduğu anlamına gelir.  Doğurganlığın önemli olmasının bazı nedenlerini sıralamak gerekirse;
* İnsanlığın varlığını sürdürebilmesi için yeni nesillerin dünyaya gelmesi gerekir. Doğurganlık bu döngünün temelini oluşturur.
* Bir aile kurmak, insanların temel ihtiyaçlarından biridir. Aile kurmanın ve gelecek nesillere değerler aktarmanın ön koşuludur.
* Toplumların sürekliliği, yeni bireylerin doğmasıyla sağlanır. Toplumların yaşlanması ve nüfus azalması gibi sorunların önlenmesine yardımcı olur.
* Genç ve dinamik bir nüfus, ekonomik büyüme için önemli bir kaynaktır. İş gücü arzını artırır ve ekonomik faaliyetleri canlandırır.
* Kültürel değerlerin gelecek nesillere aktarılması, doğurganlıkla yakından ilişkilidir. Yeni bireyler, kültürel mirası öğrenir ve geliştirir.
Ancak doğurganlık sadece bireysel bir karar değil, aynı zamanda toplumsal, ekonomik ve çevresel faktörlerin etkisi altındadır. Sağlıklı bir doğurganlık için bireylerin bilinçli olması, sağlıklı yaşam koşullarına sahip olması ve devletlerin de bu konuda gerekli destekleri sağlaması önemlidir. Sadece doğurmak yetmez, onun gelecekte hem kendine hem ailesine hem de insanlığa yararlı bir insan olmasını sağlamak da gerekir. Bu hem ebeveynler hem de devletin asli görevidir. Ebeveynler bu imkanları sağlayamıyor ise devlet sahip çıkar. O yüzden kimsesiz çocukların korunması kollanması önemlidir. O yüzden geleceğimiz çocuklarımıza emanettir.

GIDA TERÖRÜ

Düşük doğurganlığın bireysel, toplumsal ve ekonomik birçok sonuçları bulunmaktadır.

Sonuç

* Psikolojik sorunlar: Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerde düşük doğurganlık, depresyon, kaygı ve stres gibi psikolojik sorunlara yol açabilir.
* İlişki sorunları: Çocuk sahibi olma konusunda yaşanan zorluklar, çiftler arasındaki ilişkiyi olumsuz etkileyebilir.
* Sosyal izolasyon: Çocuk sahibi olmayan veya az sayıda çocuğu olan bireyler, sosyal çevrelerinden dışlanmış hissedebilirler.
* Nüfus yaşlanması: Doğum oranlarının düşmesi, nüfusun yaşlanmasına ve genç nüfusun azalmasına neden olur. Bu durum, emeklilik sistemleri üzerinde baskı oluşturur ve ekonomik büyümeyi yavaşlatabilir.
* Toplumsal yapıdaki değişimler: Yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte, sağlık hizmetleri, sosyal güvenlik gibi alanlarda yeni ihtiyaçlar ortaya çıkar.
* Kültürel ve sosyal değerlerin değişimi: Düşük doğurganlık, aile yapısı, gelenekler ve sosyal yaşam üzerinde önemli değişikliklere yol açabilir.
Ekonomik Sonuçlar:
* Ekonomik büyümenin yavaşlaması: Genç nüfusun azalması, iş gücünde daralma ve üretimde düşüşe neden olabilir.
* Emeklilik sistemlerindeki sorunlar: Yaşlı nüfusun artması, emekli maaşlarının ödenmesi ve sağlık hizmetlerinin finansmanı gibi konularda zorluklar yaratabilir.
* Vergi gelirlerinde azalma: Çalışan nüfusun azalması, vergi gelirlerinde düşüşe ve kamu hizmetlerinde kısıtlamalara yol açabilir.
Düşük doğurganlığın nedenleri arasında kadınların eğitim düzeylerinin yükselmesi, ekonomik koşullar, ertelenmiş evlilik ve doğum yaşı, yaşam tarzı değişiklikleri, sağlık sorunları ve toplumsal normların değişimi gibi faktörler sayılabilir. Eğer ülkeler hayat – ekonomi – yaşam ilişkisini doğru kurar ve organize olurlarsa bunun için gerekli asgari doğurganlık hızı hesaplanabilir ve gerçekçi temellere oturtulabilir. Aksi takdirde mesele vasıfsız kitleyi boşu boşuna beslemekten başka bir işe yaramaz. Yapay zeka ve robotlar çağında biraz geniş pencereden bakmak lazım.

GOOGLE

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir